Âdem Aleyhisselâm
Dâvud Aleyhisselâm
Elyesa Aleyhisselâm
Eyyub Aleyhisselâm
Harun Aleyhisselâm
Hızır Aleyhisselâm
Hud Aleyhisselâm
ibrahim Aleyhisselâm
idris Aleyhisselâm
ilyas Aleyhisselâm
Îsa Aleyhisselâm
ishak Aleyhisselâm
ismail Aleyhisselâm
işmoil Aleyhisselâm
Lokman Hekim
Lut Aleyhisselâm
Musa Aleyhisselâm
Nuh Aleyhisselâm
Salih Aleyhisselâm
Süleyman Aleyhisselâm
Şem'ûn Aleyhisselâm
Şit Aleyhisselâm
Şuayb Aleyhisselâm
Uzeyr Aleyhisselâm
Yahya Aleyhisselâm
Yakub Aleyhisselâm
Yunus Aleyhisselâm
Yusuf Aleyhisselâm
Yuşa Aleyhisselâm
Zekerriya Aleyhisselâm
Zülkarneyn Aleyhisselâm
Zülkifl Aleyhisselâm
|
YUSUF ALEYHİSSELAM
Hazreti Yakup, on iki oğlundan en küçüğü olan Yusuf
aleyhisselâmı ileride kendisine peygamberlik rütbesi
verileceğini bildiği ve onda bu sebeple üstün
meziyetler gördüğü için daha çok seviyor ve ayrı bir
alâka gösteriyordu.
Bir gün Yusuf aleyhisselâm babasına dedi ki:
-Ey babacığım, ben rüyada on
bir yıldız ile Güneş'i ve Ay'ı gördüm. Gördüm onları
ki, bana secde ediyorlar!
Yakub aleyhisselâm ise şöyle dedi:
-Yavrum! Rüyanı kardeşlerine
anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü Şeytan
insana belli bir düşmandır. Ve işte böyle rüyada
gördüğün gibi o yüksek ve parlak Semâ varlıklarının
sana secde etmeleri misâline benzer eşsiz bir seçiş ile
Rabbin seni derleyip toplayıp ayırarak halkın en
şereflilerinin en yüksek makamında bulunan zatların
üstünde parlak bir makama getirecek. Yani rüya,
istikbalin bir misâlini görmektir. O misâl âleminde o
büyük büyük yüksek cisimlerin sana secde eder halde
görünmesi temsil ve teşbih yoluyla şuna delâlet eder
ki, ileride Rabbin sana Peygamberlik verecek ve büyük
büyük insanları senin emrinde kılacak, onları sana
boyun eğdirecek. Ve sana kişide meydana gelen ve
meydana geliş cihetiyle alâkası gizli bulunan sözlerin
hadisedeki meallerini tâyin etmek, rüya tabir eylemek
veya vahiy ve ilâhî işaretlerin kolay anlaşılmayan
inceliklerini anlamak veyahut onlardan ileride varacağı
hakikati anlamak ilminden şanlı bir hisse verecek ve
binaenaleyh sen de benim bu söylediklerimin hak
olduğuna muttali olacaksın ve kesbî ilimle değil vehbî
ilimle böyle tâbirler tefsirler yapıp şan alacaksın.
Hem sana hem Yakub Oğullarına nimetini tamamlayacak ki,
daha önce iki atan ibrahim ve Ishak'a tamamladığı gibi.
Rabbin seni böylece peygamberliğe muvaffak kılmış Dünya
ve Ahiret'te tam bir şeref ve şana mazhar kılmıştır.
Şüphe yok ki Rabbin bir Alîm'-dir, bir Hakîm'dir. Her
şeyi bilir, olmuşu da bilir, olacağı da bilir ve
yaptığını ilim ve hikmetle yapar. Onun için kimin
seçilmeye lâyık olduğunu da bilir.
İşte rüyanın kısaca tevili bu idi. Tafsilâtlı olarak
tevili ise ileride meydana gelecek hâdiselerdi.
Hazreti Yusuf'un ana ve baba kardeşi olan bir kardeşi
vardı ki, ismi Bünyamin idi. Diğer on kardeşi ise
yalnız baba bir kardeşleri idi. Bu on kardeş de
kendileri ile ana ve baba bir kardeş olmayan Hazreti
Yusuf ile Bünyamin'i kendilerinden adetâ kardeş
saymayarak «Yusuf ve biraderi» diye tâbir ederek
onlardan bahsederlerdi.
Yusuf aleyhisselâmın üvey kardeşleri bir gün toplanıp
dediler ki:
-Yusuf ve biraderi babamıza
bizden daha sevgili, biz ise birbirimizi çok iyi tutan
bir kuvvetiz. Doğrusu babamız, belli ki yanılıyor.
Yusuf'u öldürün yahut bir yere atın ki, babanızın yüzü
size kalsın ve ondan sonra iyi bir kavim olasınız.
İçlerinden bir söz sahibi:
-Yusuf'u öldürmeyin de bir
kuyu dibinde bırakın ki, kafilenin biri onu bir buluntu
olarak bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın!
dedi.
Bu teklifi uygun gören kardeşler, Yakub aleyhisselâm'a
vardılar ve:
-Ey bizim pederimiz! Sen
neden Yusuf hakkında bize inanmıyor, onu bize
güvenmiyorsunuz? Cidden biz onun için ricacıyız ki,
yarın onu bizimle beraber gönder, gezsin, oynasın.
Şüphesiz biz onu gözetiriz. Kendisine bir şey olmaz!
dediler.
Yakub aleyhisselâm:
-Beni, onu götürmeniz her
halde mahzun eder. Korkarım ki onu kurt yer de
haberiniz olmaz! diye endişesini anlattı. Onlar:
-Allah'a yemin olsun ki, biz
birbirimize bağlı bir kuvvet iken, onu kurt yerse,
böyle bir şey oluverse, biz o durumda çok hüsran
çekeriz, diye cevap verdiler ve Yusuf aleyhisselâmı
beraberlerinde götürmeye babalarını razı ettiler.
Bunun üzerine vaktâ ki, onu götürdüler ve kuyunun
dibine koymaya karar verdiler. Fakat âlemlerin sahibi
Allahü Teâlâ, Yusuf aleyhisselâma şöyle vahyetti:
-Yemîn olsun ki, sen onlara
hiç farkında değiller iken, bu işlerini haber
vereceksin!
Böylece kardeşleri Yusuf aleyhisselâmı kuyunun dibine
bıraktılar ve yatsı vakti ağlayarak babaları Yakup
aleyhisselâm'ın yanına geldiler, dediler ki:
-Ey pederimiz, biz gittik
yarış ediyorduk, Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık.
Bir de baktık ki, onu kurt yemiş. Şimdi biz doğru da
söylesek sen bize inanmazsın. Bir de Yusuf
aleyhisselâmın gömleğinin üzerinde yalan bir kan
getirmişlerdi.
Yakub aleyhisselâm:
-Yok, dedi. Nefisleriniz
sizleri aldatmış ve bir işe sevketmiş. Artık bir sabr-ı
cemil ve Allah'dır ancak yardımına sığınılacak, sizin
bu söylediklerinize karşı, diye söyledi.
Yusuf aleyhisselâm bu halde kuyu içerisinde beklerken,
öteden bir kafile gelmiş, kuyuya sucularını
göndermişlerdi. Sucu geldi, kovasını kuyunun içine
saldı:
-A... Müjde, bu bir oğlan!
diye bağırdı.
Kafile Yusuf aleyhisselâmı tuttular, ticaret için
gizlediler. Sonunda değersiz bir bahâ ile onu bir kaç
dirheme sattılar. Hakkında rağbetsiz davranıyorlardı.
Onu satın alan kimse ise Mısır Azizi
yani veziri İtfir idi. Kendisinin zürriyeti olmayıp
zevcesi Züleyha ise bakire bulunuyordu. Itfır, Yusuf
aleyhisselâmı zevcesine getirip:
-Buna güzel bak! Umulur ki,
bize faydası olacaktır. Yahut evlât ediniriz kendisini,
diye söyledi.
Yusuf aleyhisselâm kemal çağına erdiği zaman Allahü
Teâlâ kendisine hikmet ve peygamberlik ilmi bahşetti.
O, öyle erişti, derken hanesinde bulunduğu hanım onun
nefsinden murad almak istedi ve kapıları kilitleyip:
-Haydi seninim! dedi.
Yusuf aleyhisselâm ise bu teklif karşısında:
Allah'a sığınırım! Doğrusu o benim efendim, bana güzel
baktı. Allah korusun o iyiliğe karşı böyle şey mi olur?
Doğrusu zalimler felah bulmaz. Döşeğe hainlik etmek,
iyiliğe karşı kötülük, ihsana nankörlük zulümdür. Senin
dediğini yaparsak ikimiz de felah bulmayız.
Yusuf aleyhisselâmın efendisinin hanımı Züleyha ise
cidden ona niyetini kurmuş, ona tamamen gönlünü vermiş,
bütün gayretiyle ona kavuşmaya azmetmişti. Yusuf
aleyhisselâm da ona kasdedip gitmişti amma Râbbinin
âyetini görmeseydi. Hazreti Yusuf hanımın arzusuna
muvafakat etmedi amma bu onun erkeklik his ve
kuvvetinin eksikliği gibi tabiatından bir noksanlık
olduğundan dolayı değil, Rabbinin delilini yani bu işin
haram olduğunu, çirkinliğini bütün hakikatiyle o anda
bile müşahede ediyordu da kaçınıyordu. Yoksa bu helâl
olsa idi, o da ona azmetmiş gitmişti.
Vuslat olmayınca ikisi bir kapıya koştular, Züleyha
Yusuf aleyhisselâmın gömleğini arkasından yırttı.
Kapının yanında Züleyha'nın beyine rastgeldiler ve
Züleyha hemen:
-Senin ehline fenalık yapmak
isteyenin cezası zindana konulmaktan, veya elîm bir
azâbdan başka nedir? diye suçu Yusuf aleyhisselâmın
üzerine atmaya kalkıştı.
Hazreti Yusuf bu itham karşısında:
-O kendisi, benim nefsimden
arzu almak istedi, diye bunu reddetti.
Hâdisenin böyle gelişmesinden sonra kimin suçlu olup
olmadığı araştırılmaya başlanınca, Züleyha'nın
yakınlarından bir şahid de şöyle şahidlik etti:
-Eğer Yusuf'un gömleği önden
yırtılmış ise, Züleyha doğru söylüyor da Yusuf
yalancılardandır. Yok eğer gömlek arkadan yırtılmış
ise, Züleyha yalan söylemiş de Yusuf doğrulardandır,
dedi.
Zira odadan önce Yusuf aleyhisselâm kaçmak istemiş,
Züleyha ise onun gömleğini arkadan tutarak çekiştirmiş
ve çıkmasını önlemek istemiş idi. Bu çekişme sırasında
da gömlek yırtılmıştı.
Aziz baktı ki Yusuf aleyhisselâmın gömleği arkasından
yırtılmış:
-Anlaşıldı, dedi. O, siz
kadınların hilenizden, her halde sizin hileniz çok
büyük. Yusuf, sakın bundan hiç bahsetme, sen de kadın,
günahına istiğfar et. Cidden sen büyük günahkârlardan
oldun! diye söyledi.
Fakat şehirde bir takım kadınlar da:
-Aziz'in karısı,
delikanlısının nefsinden murad istiyormuş, ona aşkından
yüreğinin zarı çatlamış, kadın besbelli çıldırmış diye
konuşmaya başladılar.
Züleyha kadınların bu gizliden gizliye yaptıkları
dedikodularını işittiği zaman, onlara dâvetçi gönderdi
ve kendileri için dayalı döşeli bir sofra hazırladı.
Kadınların her birinin eline de birer bıçak verdi. Beri
taraftan da Yusuf aleyhisselâm'a:
-Çık karşılarına! dedi.
Kadınlar Yusuf aleyhisselâmı o güzelik içerisinde görür
görmez çok büyüttüler, ona hayran hayran bakacağız diye
ellerini doğradılar ve:
-Hâşâ, dediler. Allah için bu
bir insan değil, apaçık bir güzel Melek!
Bunun üzerine Züleyha:
-İşte bu gördüğünüz, hakkında
beni kötülediğinizdir. Yemîn ederim ki, ben bunun
nefsinden murad istedim de o temiz bir fikirle bundan
kaçındı. Yine yemîn ederim ki, eğer emrimi yerine
getirmezse mutlak zindana atılacak ve mutlak, muhakkak
zelillerden olacaktır! dedi.
Bu durum karşısında Yusuf aleyhisselâm:
-Ey Rabbim! Zindan bana
bunların davet ettikleri işten daha sevimli, eğer sen
benden bu kadınların tuzaklarını uzaklaştırmazsan, ben
onların sevdasına düşerim ve cahillerden olurum, diye
niyaz etti.
Bunun üzerine Allahü Teâlâ duasını kabul buyurdu da, o
kadınların tuzaklarını bertaraf etti. Hakikat o, öyle
işitici, öyle bilicidir.
Sonra bu kadar delilleri gördükleri halde, Aziz ve
"adamlarına şu görüş galip geldi:
-Her halükarda Yusuf'u bir
müddet zindana atsınlar!
Yusuf aleyhisselâm ile beraber zindana iki delikanlı
daha girmişti. Birisi:
-Ben kendimi rüyada görüyorum
ki, şarap sıkıyorum, dedi.
Diğeri de:
-Ben rüyada kendimi görüyorum
ki, başımın üzerinde ekmek götürüyorum, onu da kuşlar
yiyor, dedi ve bize bunların tâbirini haber ver! Çünkü
biz seni mahsûllerden olarak görüyoruz, diye
söylediler.
Hazreti Yusuf dedi ki:
-Size rızıklanacağınız bir
yiyecek gelecek de, her hâlde o gelmezden önce ben size
bunun tâbirini haber vermiş bulunurum. Bu, bana
Rabbimin öğrettiklerindendir. Çünkü ben, Allah'a
inanmayan ve hep âhireti inkâr edenlerden ibaret
bulunan bir kavmin milletini bıraktım. Atalarım İbrahim
ve İshak ve Yakub'un milletine uydum. Bizim Allah'a hiç
bir şeyi ortak koşmamız olmaz. Bu bize ve insanlara
Allah'ın bir fazlıdır. Lâkin insanların ekserisi
şükretmezler.
Ey benim, zindan arkadaşlarım, değişik bir çek ilâhlar
mı hayırlıdır, yoksa hepsine galip ve kahhar olan bir
Allah mı? Sizin Allah'dan başka taptıklarınız bir takım
kuru isimlerden ibarettir ki, onları siz ve atalarınız
takmışınızdır. Yoksa, Allah, onlara öyle bir saltanat
indirmemiştir. Hüküm ancak Allah'ındır. O, size
kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. Doğru ve
sabit din budur. Lâkin insanların çoğu bilmezler.
Ey benim zindan arkadaşlarım! Gelelim rüyanıza: Biriniz
efendisine yine şarap sunacak, diğeri de asılacak,
kuşlar başından yiyecek, işte fetvasını istediğiniz
emir hâllölundu.
Bir de bunlardan, kurtulacağını zannettiğine, Efendinin
yanında beni an,- diye söyledi. O kimseye de Şeytan,
efendisine söylemeyi unutturdu da Yusuf aleyhisselâm
senelerce zindanda kaldı.
Fakat Allahü Teâlâ kurtuluşunu murad ettiği zaman da
bakın nasıl bir sebep yarattı:
Bir gün hükümdar:
-Ben rüyada görüyorum ki,
yedi semiz inek, bunları yedi zayıf yiyor ve yedi yeşil
başaklı, diğer yeri de kuru. Ey efendiler, siz rüya
tâbir ediyorsanız, bana rüyamı halledin! dedi.
Toplanan heyet dediler ki:
-Rüya dediğin demet demet
hayâllerdir. Biz ise hayâllerin tevilini bilmiyoruz!
Bu sırada Yusuf aleyhisselâmın zindanda rüyasını tâbir
ettiği kurtulan kimse, nice zaman geçtikten sonra
Hazreti Yusuf'u hatırladı da:
-Ben, size onun tevilini
haber veririm, beni gönderin! dedi. Sonra zindanda
Yusuf aleyhisselâma gelerek:
-Yusuf! Ey Sıddik! Bize şunu
hallet: Yedi semiz inek, bunları yedi zayıf yiyor ve
yedi yedi başaklı, diğer yedi de kuru. Ümit ederim ki,
o insanlara cevab ile dönerim, gerektir ki, senin de
kadrini bilirler, dedi.
Hazreti Yusuf cevaben dedi ki:
-Yedi sene mutad olduğu üzere
mahsul ekeceksiniz, biçtiklerinizi başağında bırakınız,
biraz yiyeceğinizden başka tabi. Sonra onun arkasından
yedi kurak sene gelecek, önce biriktirdiklerinizi yiyip
götürecek, biraz saklayacağınızdan başka tabi. Sonra
onun arkasından bir yıl gelecek ki, halk onda
sıkıntıdan kurtulacak, sıkıp sağacak!
Yusuf aleyhisselâmın bu tâbirini duyan hükümdar: —
Getirin bana onu! dedi.
Bunun üzerine zindandan çıkarmak için kendisine adam
gelince, Hazreti Yusuf:
-Haydi, efendine dön de sor
ona: O ellerini doğrayan kadınların maksadları neymiş?
Şüphe yok ki, Rabbim onların hilelerini bilicidir,
dedi.
Melik de o kadınlara:
-Derdiniz ne idi ki, o vakit
Yusuf'un nefsinden murad almaya kalktınız? dedi. Onlar:
-Hâşâ, dediler. Allah için
biz onun aleyhinde bir fenalık bilmiyoruz.
Azizin karısı Züleyha da:
-Şimdi hak ortaya çıktı. Onun
nefsinden ben murad almak istedim. O ise şüphesiz
doğrulardandır. Bu işte şunun için ki, bilsin,
hakikaten ben, ona gıyabında hıyanet etmedim ve
hakikaten Allah hainlerin hilecini muvaffakiyete
erdirmez, dedi.
Yusuf Aleyhisselâm buyurdu:
-Ben, nefsimi temize
çıkarmıyorum. Çünkü nefis cidden kötülüğü emreden bir
kumandandır. Ancak Rabbimin rahmetiyle muamele ettiği
müstesna. Çünkü Rabbimin mağfiret ve rahmeti çok
büyüktür! dedi.
Hak böyle açığa iyice çıktıktan sonra hükümdar da:
-Getirin onu bana ki, kendime
hass kılayım, kendim için tahsis edeyim! dedi.
Bunun üzerine vaktâ ki Yusuf aleyhisselâm ile konuştu
ve:
-Sen bu gün, nezdimizde
cidden bir mevki sahibisin, eminsin! dedi.
Hazreti Yusuf da:
Beni arz hazineleri üzerine memur tâyin et. Çünkü ben
iyi korur, iyi bilirim, dedi.
İşte bu şekilde Hazreti Yusuf Allahü Teâlâ'nın lütfuyla
Mısır'da makam tutup, şanlı bir emniyetle hazinelerin
başına geçmiş oluyordu.
Bir de Yusuf aleyhisselâmın kardeşleri çıkageldiler ve
yanına girdiler. Hazreti Yusuf derhal onları tanıdı.
Onlar ise kendisini tanımıyorlardı. Hazreti Yusuf'un
kardeşleri de onun daha önce hükümdara haber verdiği
kıtlık seneleri zuhur ettiği zaman zahire için her
taraftan gelip müracaat edenler gibi ona müracaat
etmişlerdi, işte görüşme bu esnada olmuştu. Hazreti
Yusuf kardeşlerini bütün hazırlıklarıyla teçhiz etti ve
tam uğurlayacağı sırada:
-Bana, sizin babanızdan olan
bir kardeşi getirin. Görüyorsunuz ya ben, ölçeği tam
ölçüyorum ve ben misafirperverlerin en faydalısıyım.
Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size
bir kile zahire yok ve bana yaklaşmayın, dedi.
Hazreti Yusuf'un istediği Bünyamin idi ve onlar da
bundan söz edildiğini anlamışlardı.
Onlar da cevaben dediler ki:
-Her halde onun için
babasından izin almaya çalışacağız, babası bırakmak
istemez ama her hâlde biz onu yanından almaya muvaffak
oluruz.
Hazreti Yusuf kendi uşaklarına da:
-Onların sermayelerini de
yüklerinin içine koyuverin. Belki ailelerine döndükleri
zaman bu ayrıca yapılan ihsanı anlarlar da yine
gelirler, dedi.
Bu şekilde Hazreti Yusuf'un kardeşleri babaları Yakub
aleyhisselâm'a döndüler ve:
-Ey pederimiz! Bizden ölçek
menedildi. Bu defa kardeşimiz Bünyamin'i bizimle
beraber gönder ki ölçüp alalım. Her halde biz onu
muhafaza ederiz, dediler.
Hazreti Yakub:
-Hiç ben onu size inanır,
güvenir miyim? Bundan önce onun kardeşi Yusuf'u emânet
ettiğim gibi artık size güvenir miyim? O zaman
«koruruz» demiştiniz, hani ne oldu? Ancak en hayırlı
muhafız Allah'-dır ve en büyük rahmet sahibidir, dedi.
Derken Hazreti Yakub'un oğulları yüklerini açtılar,
baktılar ki sermayeleri de kendilerine iade edilmiş!
Bunun üzerine:
-Ey pederimiz! Daha ne
isteriz? İşte sermayemiz de bize geri verilmiş. Yine
ailemize erzak getiririz, kardeşimiz Bünyamin'i de
muhafaza eder, hem onun için de bir deve yükü fazla
alırız ki bu az bir şey dediler.
Yakub aleyhisselâm:
-Onu, asla sizinle beraber
göndermem. Tâ ki Allah'dan bana bir mîsak veresiniz,
Allah'a yemîn edesiniz. Onu her halû karda bana
getireceksiniz. Her taraftan çevrilip çaresiz kalsanız
dahi, dedi.
Onlar da Allah'dan mîsaklarını verip onun üzerine yemîn
ettiler. Hazreti Yakub:
-Allah söylediklerimize karşı
vekil! dedi ve devamla, ey yavrularım! Bir kapıdan
girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla beraber
ne yapsam, sizden hiç bir şeyde Allah'ın takdir
ettiğini defedemem. Hüküm ancak Allah'ındır. Ben O'na
tevekkül ettim. O'nun için bütün tevekkül sahipleri
Allah'a tevekkül etmelidir, diye söyledi.
Hazreti Yakub'un evlâtları babalarının emrettiği yerden
Mısır'a girdiler. Oradan şehre girmeleri onlardan
Allah'ın takdirlerinden hiç bir şeyi defetmiyordu.
Ancak Hazreti Yakub'un nefsindeki bir haceti kaza
etmişti. Yani sadece onun düşündüğü bir tedbir yerine
gelmişti. Yoksa ileride onların başına gelecek
olanlardan hiç birine mâni olmamıştı.
Kardeşleri, Yusuf aleyhisselâmın huzuruna girdikleri
zaman:
-İşte emrettiğin
biraderimizi, getirdik! diye Bünyamin'i takdim ettiler.
O da:
-İyi ettiniz, isabet
eylediniz, onu nezdimde bulacaksınız! dedi, kendilerine
ikram etti.
Sonra onlara bir ziyafet verdi ve ikişer ikişer sofraya
oturttu. Bünyamin ise tek kaldı. Tek kalınca da:
-Şimdi kardeşim Yusuf sağ
olsaydı o da beni beraberinde oturturdu, dedi ve
ağladı.
Yusuf aleyhisselâm da:
-Biraderiniz tek kaldı, dedi
ve onu yanına alıp kendi sofrasına oturttu.
Sonra yine her ikisine ayrı ayrı birer yatak odası
tahsis etti.
-Bunun ikincisi yok,
binaenaleyh bu da benim yanımda olsun, diyerek kendi
odasına götürdü, koklaya koklaya yanında yatırdı.
Sabah oldu. Yusuf aleyhisselâm Bünyamin'e evlâdı olup
olmadığını sordu, o da:
-On oğlum var, hepsinin
isimlerini kaybolan kardeşim Yusuf'un isminden müştak
olarak koydum, diye cevap verdi. Bunun üzerine Hazreti
Yusuf:
-O kaybolan kardeşine
karşılık olarak ben kardeşin olsam hoşuna gider mi?
dedi. Bünyamin de:
-Senin gibi bir kardeşi kim
bulabilir? Amma ne çare ki sen Yakub ve Rahil'den
doğmuş değilsin! diye içini çekti.
O zaman Hazreti Yusuf ağladı, kalkıp kardeşinin boynuna
sarıldı ve kendinin hakikî hüviyetini tanıttı da:
-Ben, ben cidden senin o
kaybolan kardeşinim. Bu itibarla artık aldırma
kardeşlerinin geçmişte yaptıklarına ve bu defa da benim
adamlarımın yapması kararlaştırılan muameleye gücenme,
mahzun olma ve bu anlattıklarımı kimseye sezdirme,
duymamış gibi ol, diye tenbih etti ve macerayı anlattı.
Hazreti Yusuf daha sonra kardeşlerini bütün
hazırlıkları ile donattığı vakit, su kabını kardeşi
Bünyamin'in yükü içerisine koydu. Sonra da adamlarından
birisi bağırdı.
-Ey kervan! Siz her halde
hırsızlık etmişsiniz.
Bunun üzerine Hazreti Yusuf'un kardeşleri bu
çağıranlara dönüp:
-Ne arıyorsunuz siz? dediler.
Onlar da:
-Hükümdarın su kabını,
ölçeğini arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü bahşiş
var ve ben onun verileceğine dair kefilim, diye biri
cevap veriyor.
Fakat onlar:
-Allah'a yemîn olsun ki, size
muhakkak malûmdur ki biz arzda fesad çıkarmak için
gelmedik, hırsız da değiliz! dediler. Hazreti Yusuf'un
adamları:
-Şimdi yalancı çıkarsanız
cezası nedir? diye sordular. Onlar da:
-Cezası, kimin yükünde
çıkarsa işte, o onun cezasıdır. Biz nankörlere böyle
ceza veririz, dediler.
Bunun üzerine Bünyamin'in yükünden önce diğer
kardeşlerinin yükleri aranmaya başlandı, sonra Hazreti
Yusuf o kaybı Bünyamin'in yükü içerisinden çıkardı.
İşte Hazreti Allah, Yusuf aleyhisselâm için böyle bir
tedbir yapmıştı. Hükümdarın ceza kanununda Yusuf
aleyhisselâm kardeşini ancak bu şekilde bir yolla
atabilmesi mümkündü.
Bünyamin'in kardeşleri, kaybın onun yükünde çıkması
üzerine:
-Eğer o çalmış bulunuyorsa,
bundan evvel onun kardeşi —Yusuf da çalmıştı, dediler.
Bundan kastettikleri ise şu idi ki, Yusuf
aleyhisselâmın anasının babası bir puta tutkunmuş,
Hazreti Yusuf çocukken anasının emriyle o putu gizlice
almış ve kırmış idi.
Hazreti Yusuf bu ithamdan acılık hissetmedi değil,
fakat içinde gizledi, sabretti ve onların kusurlarına
bakmadı da kendi kendine:
-Siz fena bir mevkîdesiniz.
Bu düştüğünüz durumdan dolayı mahcub oldunuz. Bu
bakımdan böyle bir anda hiddetle ağzınızdan
kaçırdığınız bu lâfınıza tahammül gerekir, isnad
ettiğiniz vasıfları da Allah bilicidir. Ben ve kardeşim
Bünyamin biliyoruz, Allahü Teâlâ da biliyor ki, hakikat
sizin dediğiniz gibi değil, bizden hırsızlık sâdır
olmamıştır. O halde sizin asılsız sözünüzden niçin
alınayım? diye söylendi.
Bünyamin'in kardeşleri hiddeti ve şaşkınlığı bir an
bırakıp şefaat ve rica yoluna dökülerek ellerinden
aldırdıkları kardeşlerini kurtarmak için kendilerini
fedaya razı olarak:
-Ey şanlı Aziz! dediler, emîn
ol ki bunun büyük bir ihtiyar babası var, onun için
yerine birimizi al. Çünkü biz seni ihsan sahiplerinden
görüyoruz.
Fakat:
-Allah saklasın; eşyamızı
yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymamızdan.
Çünkü öyle yaparsak biz, haddi aşanlardan oluruz!
cevabını aldılar ve çaresiz kaldılar.
Ümitlerini kesince, fısıldayarak çekildiler ve
büyükleri dedi ki: — Babanızın aleyhinizde Allah
üzerine mîsak, yemîn almış olduğunu, bundan önce Yusuf
hakkında işlediğiniz suçu bilmiyor musunuz? Artık ben
buradan ayrılmam, tâ babam bana izin verinceye veya
Allâhü Teâlâ hakkımda bir hüküm tâyin edinceye kadar
ki, o hüküm sahiplerinin en hayırlısıdır. Siz dönün
babanıza deyin ki:
-Ey bizim babamız! İnan oğlun
Bünyamin hırsızlık etti. Biz ancak bildiğimize şahidlik
ediyoruz. Yoksa gaybın hafızları değiliz. Hem
bulunduğumuz şehre, sor, hem içinde geldiğimiz kervana.
Emîn ol ki, biz cidden doğru söylüyoruz.
Bünyamin'in kardeşleri gelip babaları Yakub
aleyhisselâma kararlaştırdıkları şekilde söylediler
amma hazreti Yakub:
-Yok, size nefsiniz bir iş
yaptırmış. Artık, sabr-ı cemil yakındır ki, Allah bana
hepsini bir getire. Hakikat bu ki, O, bilici ve
hükmedicidir, dedi ve onlardan yüz çevirip:
-Ey kederim Yusuf! diye
gamlanmaya başladı ve gözlerine ak düşüp cihanı görmez
oldu.
Artık üzüntüsünden yutkunuyor, yutkunuyordu. Bu durumu
görenler:.
-Allah'a yemîn olsun ki, hâlâ
Yusuf'u anıp duruyorsun! Nihayet gamdan eriyeceksin
veya helak olanlara karışacaksın, dediler. Hazreti
Yakub:
-Ben, dedi, dolgunluğumu,
hüznümü ancak Allâhü Teâlâ'ya şikâyet ederim ve
Allah'dan sizin bilemiyeceğiniz şeyler bilirim. Ey
oğullarım haydi gidiniz de, Yusuf ile kardeşinden bir
haber almak için bütün hislerinizle çalışınız,
araştırınız. Allah'ın darlıkları aşacak, sıkılmış
sinelere nefes aldırıp ferahlık verecek lütuf ve
rahmetinden ümitsizliğe kapılmayın.
Bunun üzerine Hazreti Yusuf'un huzuruna geldiler ve :
-Ey şanlı Vezir! Bize ve
ailemize güçlük bulaştı, pek mühim olmayan bir sermaye
ile geldik, yine bize tam ölçü ver ve bize tasadduk
buyur. Çünkü Allah, tasadduk edenlere mükâfatını verir,
dediler.
Hazreti Yusuf kardeşlerinin halinde kemâle doğru bir
değişiklik ve uyanış hissetmiş ve artık onlara
kendisini tanıtma zamanının geldiğini anlamıştı.
Binaenaleyh onlara:
-Siz, biliyor musunuz?
Cahilliğiniz zamanında Yusuf'a ve kardeşine ne
yaptınız? diye sordu.
Bu beklenmedik tanıtma karşısında hayrete düşen
kardeşleri :
-A, a, sen, sen Yusuf musun?
dediler. Hazreti Yusuf :
-Ben, Yusuf'um, bu da
kardeşim. Allah bize lütfuyla nimetler ihsan buyurdu.
Hakikat bu ki, her kim Allah'dan korkar ve sabrederse
her halde Allah, muhsinlerin ecrini zayi etmez! dedi.
Kardeşleri :
-Allah'a yemîn olsun ki,
Allah seni bize üstün kıldı. Biz doğrusu büyük suç
işlemiş idik, dediler. Hazreti Yusuf :
-Size karşı bugün bir tekdir
yoktur. Allah, sizi mağfireti De bağışlar. O,
erhamürrahimîn'dir. Şimdi siz benim şu gömleğimi
götürün de babamın yüzüne bırakın, gözü açılır ve bütün
taallukâünızla toplanıp gelin bana, diyerek onlara
karşı kendi hakkını da afvetmiş oluyordu.
Yakub Oğullarının kafilesi Mısır'dan ayrılıp Kenan
iline doğru yola çıktığı zaman Hazreti Yakub :
-Ben cidden Yusuf'un kokusunu
duyuyorum, inanın bana. Beni bunak yerine
koymasaydınız, bana bunaklık isnad etmeseydiniz.
Yusuf'a olan hasretimi ve hüznümü mânâsız bulmayıp
takdir etseydiniz, bu sözüme inanırdınız! diye haber
verdi.
Fakat o gafil insanlar :
-Allah'a yemîn olsun ki, sen
cidden o eski şaşkınlığında devam ediyorsun! diyerek
hâlâ «Yusuf!» diye sayıklamasını kınadılar. Ancak ne
zaman ki hakikaten kervan gelip müjdeci Yusuf
aleyhisselâmın gömleğini babasının yüzüne bırakıverdi,
hemen Hazreti Ya-kub'un gözleri açılıverdi de:
-Ben size, Allah'dan sizin
bilemeyeceklerinizi bilirim, demedim mi? Şimdi
anladınız mı Allah, ne büyük ve Peygamberlik ne
hakikattir! dedi.
O vakit gelmiş olan oğulları hepsi birden:
-Ey bizim babamız, bizim
günahlarımız için mağfiret talebiyle dua ediver. Biz
hakikaten suçlu idik. Şimdi ise çok pişman olduk!
dediler. .
Bununla beraber Yakub aleyhisselâm hemen dua edivermedi
de : -Yakında sizin için
Rabbime dua ederim. Şüphe yok ki, O'dur, O, ancak
mağfiret edici ve rahmet edici, dedi.
Hazreti Yakub bu suretle kendi afvını işaret etmekle
beraber Allah'dan istiğfarını seher vakti veya Cuma
gecesi gibi bir kabul vaktini gözettiği için ve daha
doğrusu Hazreti Yusuf'la onları helâllaştırıncaya veya
onun afvını anlayıncaya kadar tehir etmişti. Çünkü
mazlumun afn mağfiretin şartıdır.
Yakub aleyhisselâm ve hanedanı; Hazreti Yusuf'un
istediği gibi Mısır'a hareket edip yanına vardılar.
Hazreti' Yusuf ve hükümdar yanlarında dört bin asker ve
devlet adamı ve bütün Mısır ahalisi ile onları
karşılamaya çıkmışlardı. Hazreti Yakub karşıdan
Yehuda'ya dayanarak yürüyordu. Karşılamaya gelen
ahaliye ve atlıların ihtişam ve kalabalığına karşıdan
bakıp :
-Ey Yehuda, şu gelen
Mısır'ın Firavunu mu? diye sordu, O da:
-Hayır, oğlun! diye cevap
verdi.
Yaklaştıklarında Hazreti Yusuf'tan evvel Yakub
aleyhisselâm selâm verdi de:
-Selâm sana, ey hüzünleri
gideren! dedi.
Hazreti Yusuf ebeveynini kucakladı, boyunlarına sarılıp
bağrına basarak hususî yerinde istirahat ettirdi. Bu
karşılayış yerinde oluyordu. Daha sonra:
-înşaallah, hepiniz emniyet
içerisinde Mısır'a giriniz, dedi. Böylece Mısır'a
girdiler ve annesiyle babasını kendisinin bir taht gibi
olan yüksek köşkünün üzerine çıkıp izzet ve ikramda
bulundu. Hazreti Yusuf için anne, babası ve kardeşleri
Allah'a şükrolması için secdeye kapandılar, işte o
zaman Yusuf aleyhisselâm:
-Ey babacığım, işte bu
önceden gördüğüm ve senin tâbirini yaptığın rüyamın
tevili! Onu Rabbim hakikaten hak kıldı, Bana lütuf ve
ihsan eyledi. Çünkü beni zindandan kurtardı ve sizi
sahadan getirdi. Benimle kardeşlerimin arasını Şeytan
dürtüştürdükten sonra böyle öldü. Yani benimle
kardeşlerim arasında geçen ve kaale alınmaması lâzım
gelen macera ne benden ne de onlardan değil, aramızı
bozmak için Şeytanın dürtmesinden kandırmasından idi.
Fakat kardeşlerin arasına Şeytanın sokulması ne büyük
bir belâ idi. Eğer Allah'ın ihsanı yetişmese idi, ne
fenalıklar olmazdı. Binaenaleyh böyle bir belâdan sonra
Rabbimin bu ihsanları ne büyük ihsandır. Hakikaten
Rabbim dilediği emir için tedbiri ne güzel, ne hoş, ne
incedir. Hakikaten O, ancak O'dur hikmet ve ilim
sahibi.
Ey Rabbim, sen bana mülkten bir nasib verdin ve
hadiselerin tevilinden bana bir ilim öğrettin. Gökleri
ve yeri yaratan Rabbim! Benim dünya ve âhirette velîm
sensin, beni müslim olarak al ve beni salihler
zümresine ilhak buyur!
Hazreti Yusuf babasının elinden tutup hazineleri
gezdirmiş, altın, gümüş, cevherler, elbise, silâh
vesaire hazinelerini dolaştıktan sonra yazı yazılacak
kırtasiye hazinesine vardıkları zaman, Hazreti Yakub :
-Ey oğlum, bunlar dururken
şu sekiz merhalelik mesafeden bana bir mektub yazmadın
ha! Bu ne ilişiksizlik? demiş. Hazreti Yusuf da:
-Bana Cebrail öyle emretti!
diye cevap vermiş. Babası:
-Peki iyi amma neye sormadın,
sen ona benden daha üstünsün? demiş ve böylece tekrar
sual etmişti. Bunun üzerine Hazreti Cebrail:
-Sen, korkarım ki Yusuf'u
kurt yer, dediğinden dolayı Allahü Teâlâ bana öyle
emretti ve «Benden korksa idin» buyurdu, diye cevap
verdi.
Hazreti Yakub oğlu Hazreti Yusuf ile beraber yirmi dört
sene yaşamış, sonra vefat etmiş ve Şam tarafında babası
îshak aleyhisselâmın yanına defnolunmasım vasiyet
etmiş, Hazreti Yusuf da bizzat kendisi gidip babasını
oraya defnedip geri dönmüş, sonra da Mısır'da yirmi üç
sene daha yaşamıştı.
(Yûsuf Sûresi) |