Âdem Aleyhisselâm
Dâvud Aleyhisselâm
Elyesa Aleyhisselâm
Eyyub Aleyhisselâm
Harun Aleyhisselâm
Hızır Aleyhisselâm
Hud Aleyhisselâm
ibrahim Aleyhisselâm
idris Aleyhisselâm
ilyas Aleyhisselâm
Îsa Aleyhisselâm
ishak Aleyhisselâm
ismail Aleyhisselâm
işmoil Aleyhisselâm
Lokman Hekim
Lut Aleyhisselâm
Musa Aleyhisselâm
Nuh Aleyhisselâm
Salih Aleyhisselâm
Süleyman Aleyhisselâm
Şem'ûn Aleyhisselâm
Şit Aleyhisselâm
Şuayb Aleyhisselâm
Uzeyr Aleyhisselâm
Yahya Aleyhisselâm
Yakub Aleyhisselâm
Yunus Aleyhisselâm
Yusuf Aleyhisselâm
Yuşa Aleyhisselâm
Zekerriya Aleyhisselâm
Zülkarneyn Aleyhisselâm
Zülkifl Aleyhisselâm
|
YÛNUS ALEYHİSSELÂM
Musul yakınlarındaki Nineve (Ninova) ahâlisine
gönderilen peygamber. Babası Metâ adında bir zât olup
sâlih kimselerdendi. Yûnus aleyhisselâm kendisine balık
yuttuğu için Zinnûn ve Sâhib-i Hût adlarıyla da
anılmıştır. Yûnus aleyhisselâm, Asûr Devletinin
başşehri ve önemli bir ticâret merkezi olan Nineve
şehrinde doğdu. Babası Metâ ve annesi, Allahü teâlâ duâ
edip, kendilerine bir erkek evlâd ihsân etmesini
dilediler. Cenâb-ı hak onlara Yûnus'u ihsân etti. Ancak
Yûnus aleyhisselâm ana rahmindeyken babası vefât etti.
Annesi onun doğum ve çocukluğu sırasında birçok
hârikulâde, olağanüstü haller gördü. Yûnus aleyhisselâm
Nineve'de büyüdü, kavmi içinde emin, yalan söylemeyen,
yardım seven bir kişi olarak meşhur oldu. Otuz yaşına
gelince Nineve ahâlisine peygamber olarak gönderildi.
Putlara tapan Nineve halkını senelerce Allahü teâlâya
imân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Kavmi ona imân
etmedikleri gibi birçok ezâ ve cefâda bulundular.
Onunla alay ettiler. Fakat Yûnus aleyhisselâm yılmadan
ve ümitsizliğe kapılmadan onları hak dine dâvet etti.
Allahü teâlânın azâbıyla korkuttu. Fakat Nineve halkı,
''Tek bir kişinin hatırı için azap inip herkesi yok
edecekse müsâde et bu azap gelsin.'' deyip alay
ettiler. Yûnus aleyhisselâm kavminin küfürde isrâr
etmesine üzülüp onların arasından ayrıldı. Allahü teâlâ
ona vahyedip; ''Kullarımın arasından ayrılmakta acele
ettin. Geri dön, kırk gün daha onları imâna çağır.''
buyurdu. Yûnus aleyhisselâm bu ilâhi emir üzerine
kavmine döndü ve onları hak dine dâvete devâm etti.
Otuz yedi gün aralarında kaldı. Kavmi yine inanmadı.
Bunun üzerine Yûnus aleyhisselâm ''O hâlde üç güne
kadar başınıza gelecek azâbı bekleyin. Bunun alâmeti
önce benizleriniz sararacaktır.'' buyurdu. ve ilâhi bir
emir gelmeden üzüntüyle aralarından ayrıldı.
Yûnus aleyhisselâmın haber verdiği gün gelince
Ninevililerin benizleri sarardı. Gökyüzü karardı. Şehri
simsiyah bir duman kapladı. Herkesi korku ve telâş
sardı. Feryad ve figâna başladılar. ''Yûnus
aleyhisselâm aramızda ise korkmayın, eğer gitmişse azâb
bizi helâk edecektir.'' diye söyleştiler. O zaman
Allahü teâlâ kalblerine pişmanlık hissini verdi. Onlar
tövbe etmek arzusu ile yaşlı sâlih bir zâta geldiler ve
ne yapmaları gerektiğini sordular. O zât da henüz
azâbın gelmesine iki gün olduğunu ve tövbe etmelerini
ve azâbı kaldırması için duâ etmelerini tavsiye etti.
Bunun üzerine Nineve halkı şehrin yakınındaki bir
yüksek tepeye çıkıp Allahü teâlâya ve o'nun peygamberi
Yûnus aleyhisselâma imân ettiler. Allahü teâlâya duâ
edip azâbı kaldırmasını niyaz ettiler. O zamana kadar
yaptıkları her türlü kötülük ve haksızlığa da tövbe
ettiler. Hattâ öyle oldu ki, evlerindeki başkasına âit
olan taşları söküp sâhiplerine iâde ettiler. Bunun
üzerine Allahü teâlâ tövbelerini kabul edip, azâbı
üzerlerinden kaldırdı. Duânın yapıldığı gün Cumâ olup,
Aşûre günüydü. Sonra sevinç içinde şehre dönen Nineve
halkı şehirde Yûnus aleyhisselâmı aramaya başladılar.
Yûnus aleyhisselâm da ayrılışından bir müddet sonra
kavminin hallerini öğrenmek için Nineve'ye yakın bir
yere geldiğinde azâbın rahmete tebdil olduğunu gördü.
Fakat şehre girmedi. ''Eğer şehre girersem beni
yalancılıkla ithâm ederler.'' diyerek sahra (çöl)
tarafına yöneldi ve oradan uzaklaştı ve Dicle Nehri
kenarına vardı. Fakat buraya Allahü teâlâdan emir
almadan gelmişti. Dicle Nehri kenarındayken yolcularla
dolu olan bir gemiye bindi. Gemi hareket edip kıyıdan
uzaklaştı. Gemi bir müddet seyrettikten sonra durdu ve
kımıldamaz oldu. Gemidekiler şaşırıp kaldılar. Ne kadar
çalıştılarsa da gemiyi bir türlü yürütemediler. Sonra
da; ''Aramızda bulunan bir suçlu yüzünden gemi
yürümüyor.'' diye aralarında söylendiler. Geminin
batağından endişe edip paniğe kapıldılar. Durumu
uğursuzluk kabul edip: ''Burada efendisinden kaçan bir
kul vardır. Kur'a atalım o meydana çıkar!'' diye
söyleştiler. O zamâna kadar âdetleri kur'a kine isâbet
ederse onu cezâ olarak denize atmaktı. Âdetleri gereği
kur'a çektiler. Kur'a Yûnus aleyhisselâma çıktı. O
zaman Yûnus aleyhisselâm bunun kendisi hakkında ilâhi
bir imtihan olduğunu kabul edip tevekkülle; ''O âsi kul
benim!'' dedi. Gemidekiler Yûnus aleyhisselâma bakıp
sâlih bir kimse olduğunu anlayıp; ''Bu zât köleye
benzemiyor!'' diyerek yeniden kur'a çektiler. Kur'a
yine hazret-i Yûnus'a isâbet etti. Üçüncü defâ çekilen
kur'a da Yûnus aleyhisselâma isâbet etti. Bâzıları;
''Şüphesiz bu kişinin suçu olmalı!'' dediler.
Yûnus aleyhisselâm yolcuları Allahü teâlâya imân etmeye
dâvet etti. Fakat gemidekiler Yûnus aleyhisselâmı
denize attılar. O an gece vaktiydi. Yûnus aleyhisselâmı
bir balık yuttu. O zaman cenâb-ı hak balığa emredip onu
yaralamamasını, kemiklerini kırmamasını bildirdi. Balık
bu hal üzere hazret-i Yûnus'u alıp denizin
derinliklerinde kayboldu. Yûnus aleyhisselâm balığın
karnında sağ, aklı başında ve şuûru yerindeydi. Balığın
karanlık vücûdunda çok üzgün bir halde: ''Yâ Rabbi!
Emir ve hüküm senindir. Fakat Nineve'ye dönmeye ve
kavmimi imânlı bir şekilde görmeye ümidim sonsuzdur.
Bütün bunlara rağmen senin takdirin ne ise ona
râzıyım.'' dedi. O sırada bâzı sesler işitti. ''Bu
nedir acabâ?'' diye söylendi. Allahü teâlâ ona balık
karnında olduğunu vahyederek: ''Ey Yûnus! Bu sesler
beni denizde zikreden canlıların sesleridir!'' buyurdu.
Yûnus aleyhisselâm balığın karnında dahi her zaman
zikre devam ediyordu. Melekler onun sesini işitip
Allahü teâlâya arz ettiler. Allahü teâlâ; ''Bu kulum
Yûnus'un sesidir. Bir hâli sebebiyle onu denizde bir
balığın karnında hapsettim.'' buyurdu. Yûnus
aleyhisselâm ''Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü
minezzâlimin (senden başka hiç bir ilâh yoktur. Seni
bütün nşksanlıklardan tenzih ederim. Gerçekten ben
haksızlık edenlerden oldum.'') (Enbiyâ sûresi 87)
duâsına devâm etti. Bu duâsı ve tesbihi onun
kurtuluşuna sebep oldu. Balığın karnında üç, yedi veya
kırk gün kaldıktan sonra kurtuluşa erdi. Yûnus
aleyhisselâm balığın karnından Muharrem ayının onuncu
(Âşure) günü çıktı. Balık onu çıkarıp sâhile
bıraktığında; Yûnus aleyhisselâm zayıflamış, bitkin,
hasta bir durumda ve himâyeye muhtâçtı. Cenâb-ı Hak
isyânıyla orada hazret-i Yûnus'u güneşin yakıcı
sıcağından gölgelendirerek geniş yapraklı, çabuk
büyüyüp yükselen bir ağaç veya bitki bitirdi. Bu ağaç
sinek ve haşerâtın zararını da önlemekteydi. Cenâb-ı
Hak bir rivâyette o bitkiden hazret-i Yûnus'a süt
damlattı. Diğer bir rivâyette dağ keçisini emrine
verdi. İyice kuvvetleninceye kadar o dağ keçisi sabah
akşam gelip hazret-i Yûnus'u emzirdi. Yûnus
aleyhisselâm kendine gelince Allahü teâlâua şükredip
ibâdete başladı. Birgün kendisine gölge veren ağacın
kuruduğunu görüp üzüldü. Allahü teâlâ ona vahy edip
kavmine dönmesini emir buyurdu ve kavminin tövbelerini
kabûl ettiğini bildirmesini emretti.
Yûnus aleyhisselâm kavmine gitmek üzere yola çıkıp,
Nineve şehri yakınlarına gelince gördüğü bir çobana
kavminin durumunu sordu. Çoban da; ''Peygamberleri olan
Yûnus aleyhisselâm onlara darılıp gittiğinden kendi
başlarına kaldı. Cenâb-ı Hak onlara azâb gönderdi. Azâb
bulutları başları üzerinde üç gün üç gece durdu. Fakat
onlar bin bir pişmanlıkla aplaştılar. Yûnus
aleyhisselâmı aramalarına rağmen bir yerde bulamadılar.
Netice de Allahü teâlâ onları bağışladı. Üzerlerinden
azâbı kaldırdı. Şimdi yolları gözetip kendilerine emir
ve yasakları öğretecek Yûnus aleyhisselâmın gelmesini
bekliyorlar.'' dedi. Yûnus aleyhisselâm kendisinin
bekledikleri kimse olduğunu ve gidip onlara haber
vermesini istedi- Çoban Nineve'ze gidip Yûnus
aleyhisselâmın geldiğini haber verdi. İlk anda Yûnus
aleyhisselâmın geldiğine inanmayan Nineve halkı ağacın
ve koyunun dile gelip, konuşması neticesinde inandılar.
Yûnus aleyhisselâmın bulunduğu tarafa gittiler. Yûnus
aleyhisselâmı namaz kılarken buldular. Namazdan sonra
onu hasretle kucaklayıp özür dilediler. Berâberce şehre
döndüler. Bundan sonra Yûnus aleyhisselâm onlara Allahü
teâlânın emir ve yasaklarını anlattı. Kavmi mesut ve
iyilik üzere oldular. Yûnus aleyhisselâm seksen üç
yaşında ibâdet hâlindeyken Nineve'de vefât etti. Vefât
ettiği yer hakkında başka rivâyetler de vardır.
Mucizeleri:
1-Yûnus aleyhisselâm, Kur'ân-ı kerimde bildirildiği
üzere balığın karnında üç, yedi veya kırk gün
yaşamıştır.
2- Yûnus aleyhisselâmın duâsı bereketiyle bulutlardan
ateş çıkardı. Bir gün Nineve ve ahâlisi kendisinden
bulutlardan ateş çıkarılmasını istediklerinde duâ etti
ve bulutlardan ateş düşüp memleketin bir bölgesindeki
ağaçları yaktı.
3- Yûnus aleyhisselâmın duâsı bereketiyle dağdan su
çıkmıştır.
4- Yûnus aleyhisselâmın peygamberliğine bir keler
şehâdet etmişti. Nineviler Yûnus aleyhisselâmdan mûcize
isteyince, Allahü teâlânın emriyle dağa işâret etti.
Dağdan çıkan bir keler dile gelerek; ''Ey insanlar!
Biliniz ki, Yûnus Hak peygamberdir. Sizi Cennet'e,
Rabbinizin mağfiretine devam ediyor.'' dedi.
5- Yûnus aleyhisselâm Nineve hâkimini imâna dâvet etti.
O zaman Hâkim; ''Kapımda bulunan şu demir halka altın
olursa imân ederim.'' dedi. Yûnus aleyhisselâm Allahü
teâlânın emriyle elini kapının halkasına koydu. Demir
halka altın hâline geldi.
6- Yûnus aleyhisselâm odun olmadığı halde su üstünde
ateş yakmıştır.
7- Yûnus aleyhisselâm, Dâvûd aleyhisselâm gibi güzel
sesli olduğundan, tatlı sesli vahşi ve yırtıcı
hayvanlara da tesir eder, onu dinlemek için etrâfında
toplanırlardı.
Yûnus aleyhisselâmın hayâtı ve başına gelen hâdiseler
hakkında Kur'ân-ı kerimin Sâffat, Nisâ, Yûnus, Enbiyâ,
Kalem sûrelerinde haber verilmektedir. Peygamber
efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem de hadis-i
şerifte buyurdu ki: Balığın karnındayken Yûnus'un (aleyhisselâm)
yaptığı duâ; ''Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü
minez-zâlimin'' idi. Müslüman bir kişi bu duâyı her ne
şey için okursa, Allahü teâlâ elbette onu kabul eder.
Hiçbir kula, Yûnus bin Metâ'dan (aleyhisselâm) daha
hayırlıyım, demek yakışmaz. |