Âdem Aleyhisselâm
Dâvud Aleyhisselâm
Elyesa Aleyhisselâm
Eyyub Aleyhisselâm
Harun Aleyhisselâm
Hızır Aleyhisselâm
Hud Aleyhisselâm
ibrahim Aleyhisselâm
idris Aleyhisselâm
ilyas Aleyhisselâm
Îsa Aleyhisselâm
ishak Aleyhisselâm
ismail Aleyhisselâm
işmoil Aleyhisselâm
Lokman Hekim
Lut Aleyhisselâm
Musa Aleyhisselâm
Nuh Aleyhisselâm
Salih Aleyhisselâm
Süleyman Aleyhisselâm
Şem'ûn Aleyhisselâm
Şit Aleyhisselâm
Şuayb Aleyhisselâm
Uzeyr Aleyhisselâm
Yahya Aleyhisselâm
Yakub Aleyhisselâm
Yunus Aleyhisselâm
Yusuf Aleyhisselâm
Yuşa Aleyhisselâm
Zekerriya Aleyhisselâm
Zülkarneyn Aleyhisselâm
Zülkifl Aleyhisselâm
|
SÂLİH ALEYHİSSELÂM
Semûd kavmine gönderilen peygamber. Hazret-i Âdem'in on
dokuzuncu batından torunudur. Hûd aleyhisselâmın
peygamber olarak gönderildiği Ad kavmi, isyânları
sebebiyle büyük bir azaba düşüp, helâk olmuştu. İmân
ettikleri için bu azabtan kurtulan insanlar ise
kendilerine yeni yurtlar kurmak üzere çeşitli bölgelere
dağıldılar. Bu dağılan insanlardan bir kısmı Semûd
denilen kimsenin evlatlarıdır. Semûd kavmi, Şam ile
Hicaz arasındaki Hicr denilen bölgede yerleşmişti. Bu
sebeble ''Eshâb-ül-Hicr'' de denilen bu kavim, gün
geçtikçe çoğalıp büyüdü. Dokuz kabileden meydana geldi.
Çok çalışıp, bağlar, bahçeler yetiştirdi. Çöllerin kuru
sıcağından kurtulup, dağları oyarak tepelere saraylar,
ovalara köşkler kurdular. Sanatta ve servette iyice
ilerlediler. Ancak, zevk ve safâya düşüp daha önce
kendilerine Hûd aleyhisselâm tarafından bildirilen, hak
dinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Kabile
reislerinin de zulme ve haksızlığa başlamaları üzerine,
gittikçe çözülen, Semûd kavmi, nihâyet ağaçtan ve
taştan putlar yapıp tapmaya başladılar. Saptıkları kötü
yolda sürüklenerek, tevhid esâsından, Allahü teâlâya
imân etmekten tamâmen uzaklaştılar. Câhil ve azgın bir
kavim oldular. Sâlih aleyhisselâm, bu kavim arasında
herkesle iyi geçinen, fakirlere yardım eden, zayıfları
koruyan ve üstün ahlâkıyla sevilen bir zâttı. Kırk
yaşlarına geldiği sırada, Allahü teâlâ onu Semûd
kavmine, doğru yolu göstermek üzere peygamber olarak
gönderdi. Sâlih aleyhisselâm kavmini imâna dâvet edip,
putlara tapmaktan, zulümden ve diğer bütün
kötülüklerden uzak durmalarını ısrarla söyledi.
Kavmine; ''Gerçekten ben size gönderilen güvenilir bir
peygamberim. Artık Allah'tan korkun, bana itâat edin.''
diyerek dâvetini açıkladı.Sâlih aleyhisselâmın bu
dâveti karşısında pek az kimse imân etti. Kavmin
çoğunluğu imân etmemekte direndi. Servetlerine güvenen,
zevk ve safâ içinde kendinden geçip, zulme başvuran
inkârcılar, Sâlih aleyhisselâma; ''Sen de bizim gibi
bir insandan başka bir şey değilsin!'' diyorlar, onu,
''büyülenmiş, yalancı'' sayıyorlardı. Sâlih
aleyhisselâm ise kavmini imâna davet etmeye devam
ediyor ve şöyle diyordu:
Ey Semûd kavmi! Sizin içinde bulunduğunuz bu güzel bağ
ve bahçelerde, bu yemyeşil ekinler, altın başaklarla,
güzel hurmalarla ve çağlayan sularla berâber ebdi
olarak burada kalacağınızı mı zannediyorsunuz? Bu
evleri kim yaptı. Şimdi kim oturuyor, hiç düşünüyor
musunuz? Bu bağların ve bahçelerin ilk sâhibleri
kimlerdi, şimdi kim oturuyor? Belki onlar da sizin
kendilerini burada ebedi kalacak zannediyorlardı. Fakat
hepsi ölüp gittiler. Siz de gelip geçenler gibi
öleceksiniz. Bunlar size kalmayacak. Âhirette,
yaptıklarınızdan birer birer hesâba çekileceksiniz.
Henüz fırsat eldeyken bana tâbi olun. Şunu iyi bilin
ki, bugün sizi aldatıp, Allah'a isyân ettirenler, ilâhi
azâbtan kendilerini de sizi de kurtaramayacaklardır.
Çünkü onlar da sizin gibi âciz insanlardır.'' Allahü
teâlâ, Semûd kavmine isyân ve taşkınlıktan vaz
geçmeleri için, kadınlarını kısır bıraktı. Ağaçlar
kuruyup meyve vermedi. Semûdluların bir kuyu
hâricindeki bütün suları kurudu. Sâlih aleyhisselâma
kin ve öfkeyle gelen Semûdlular: ''Ey Sâlih! Aramıza
fesâd karıştırdın. Mallarımıza, çoluk-çocuğumuza, bize
zarar verdin. Buradan çekil git. Yoksa seni
öldürürüz.'' dediler. Sâlih aleyhisselâm bir müddet
onlardan ayrılıp tenhâ yerlere gitti. Bir müddet sonra
tekrar dönüp Semûdluları imâna dâvet etti. Semûd kavmi,
Sâlih aleyhisselâmdan mûcize göstermesini istedi. Ancak
mûcizeleri gördükleri hâlde yine imân etmediler. Yine
bir gün Sâlih aleyhisselâma gelip: ''Eğer doğru
söylüyorsan, şu dağdaki sarp kayalardan kızıl tüylü ve
doğurmak üzere olan bir dişi deve çıksın. O zaman sana
imân ederiz.'' dediler. Bunu istemekten maksatları
akıllara durgunluk verecek, insanları şaşırtacak bir iş
isteyip, yapmamasını ve mahcup olmasını düşündüler.
Sâlih aleyhisselâm; ''Allahü teâlâ her şeye kâdirdir,
böyle bir mûcize görürseniz, dağdan akan pınar suyunun
bir gün deveye, bir gün size âit olmasına râzı
mısınız?'' dedi. Semûd kavmi böyle bir şey
olamayacağını düşünerek: ''Bu şartı da kabul
ediyoruz.'' dediler.
Sâlih aleyhisselâmın bu şarttan maksâdı; dağdan gelen
pınar suyunun az olması ve zagın insanların
sâhiplenmesi sebebiyle zor durumda kalan kimselere
yardımcı olup, devenin hissesi olan suyu fakir ve
zayıflara vermekti. Sâlih aleyhisselâm onlara;
''Benimle sözleştiğinizi unutmayın, şâyet deve çıkınca
ona bir zarar verirseniz ve verdiğiniz sözlerde
durmazsanız acı bir azâba uğrarsınız.'' dedi. Semûd
kavmi; ''Sen deveyi çıkar, her istediğini kabul
edeceğiz. Aksine bir iş yaparsak azâbı da kabul
ediyoruz.'' dediler. Nihâyet devenin çıkmasını
istedikleri dağın kayalıkları önünde toplanıp,
beklemeye başladılar. Sâlih aleyhisselâm böyle bir
mûcize vermesi için Allahü teâlâya duâ etti ve duâsı
kabul oldu. Kaya yarılıp, arasından istedikleri gibi
bir deve çıktı. Deve, iki yana dizilip hayret ve
şaşkınlıktan donakalan Semûd kavmi arasından salına
salına yürümeye başladı. Sonra da bir yavru doğurdu. Bu
mûcizeyi görenlerden bir kısmı imân etti. Diğer bir
kısmı ise menfaatlerinin ve zulümlerinin ortadan
kalkacağını görerek bir türlü imân etmediler. Sâlih
aleyhisselâm onlara sözlerinde durmalarını, aksi
takdirde ağır bir azâba düşeceklerini söyledi. Fakat
inad ve inkârdan vazgeçmediler. Suyun taksimi işi de
kendilerine ağır gelip kendilerine göre çâreler aramaya
başladılar. Mûcize olarak kayadan çıkan deve,
yavrusuyla birlikte her tarafı dolaşıyor, su içme
nöbeti olduğu gün de suyun başına gelip suyu tamâmen
içiyordu. Su içmesi de ayrı bir mûcize olup tonlarca su
içiyor, su vücûdunda kayboluyordu. Suyu içip bitirince,
su çıkan yerde oturuyordu. İmân edenler, ondan bir
kabiliye yetecek kadar bol süt sağıyorlar, sütten
içeyor ve yiyecekler yapıyorlardı. Böylece inananların
imânı kuvvetlenir, inkârcıların kinleri artardı. Bu
mûcize karşısında âciz kalan Semûd kavmi deveyi
öldürmeyi plânlıyordu. Nitekim, Sâlih aleyhisselâmın
nasihat edip, imân etmeye çağırdığı bir sırada, onlar,
su içmekte olan deveyi göstererek; ''Güyâ şu deveyi
öldürsek biz helâk olacakmışız! Onu öldürelim de gör!''
dediler. Nihâyet çeşitli plânlar kurarak deveyi
öldürdüler. Sonra da Sâlih aleyhisselâma; ''İşte deveyi
öldürdük. Eğer sözledişin gibi bir peygambersen
sözlediğin azâbı getir.'' dediler. Sâlih aleyhisselâm
bu azgın kavme şefkat ve merhâmetle nasihat edip; ''Ey
kavmim! Nedir bu yaptığınız? Sizin için bir imtihan
vesilesi olan deveyi de öldürdünüz. İnkârda ve
günâhkarlıkta ısrar ettiniz. Buna rağmen tövbe kapısı
açıktır. Neden azâbın gelmesini istiyorsunuz, tövbe
ediniz!'' dedi. Bu son dâvete de sert cevaplar veren
Semûd kavmi, Sâlih aleyhisselâmı, âilesini ve imân
edenleride öldürmeyi plânlamaya başladılar.
Sâlih aleyhisselâm bu azgın kavme şöyle dedi:
''Yurdunuzda üç gün daha kalın, birinci gün yüzünüz
sararacak, ikici gün kızaracak, üçüncü gün
siyahlaşacak, dördüncü gün ise üzerinize azâb gelerek
sizi helâk edecektir!'' Sâlih aleyhisselâmın söylediği
bu günler gelip çattı. Bu sırada Semûd kavmi Sâlih
aleyhisselâmı ve inananları öldürme teşebbüsüne
giriştiler. Onlar harekete geçmeden, Cebrâil
aleyhisselâm gelip, durumu Sâlih aleyhisselâma
bildirdi. Sâlih aleyhisselâm da imân edenlerle birlikte
oradan uzaklaşıp gitti. Birinci günde bâzı hâller zuhûr
etti. Devenin bastığı yerlerde kanfışkırdığı, ağaçların
yapraklarının kızardığı, kuyu suyunun kan renginde ve
insanların yüzlerinin sapsarı olduğu görüldü.İkinci gün
de Semûdluların yüzleri kana boyanmış gibi kıpkırmızı
oldu. Bu belirtileri gören Semûdlular azâbın geleceğini
kanâat getirip feryât ettiler. Yüzlerinin siyahlaştığı
üçüncü gün, evini sarıp hücum ettikleri Sâlih
aleyhisselâmın, şehirden çıkıp gittiğini anladılar. O
gün, gece yarısından sonra, sabaha karşı şiddetli bir
sarsıntı ve dağlardan fışkıran ateş ile Semûd kavminin
yurdu altüst oldu. Sayhanın (sarsıntının) şiddetinden
hepsinin ödleri patladı. Hepsi helâk olup gittiler.
Bundan sonra da yurtları hiç mâmur edilmedi. Sanki hiç
insan yaşamamış bir yer hâlini aldı. Semûd kavmi helâk
edildikten sonra Sâlih aleyhisselâm, imân edenlerle
birlikte gelip, yerle bir edilen şehre ibretle bakarak;
''Ey kavmim! Sizden hiçbir ücret istemeden, sizi sâdece
Allahü teâlâ imân etmeye dâvet ettim ve bunu size nice
nasihatlar yaptım. Fakat siz dinlemediniz. Sonra bu
azâba uğradınız!'' dedi.Sâlih aleyhisselâm, kavminin
helâkinden sonra kendisine imân edenlerle birlikte
Mekke'ye veya Şam taraflarına gitti. Remle kasabasına
yerleşti. Hadramût tarafına gittiğine dâir rivâyetler
de vardır. Kur'ân-ı kerimin değişik âyet-i
kerimelerinde Sâlih aleyhisselâmdan ve kavminden
bahsedilmekte olup, Semûd kavminin helâk edilişi meâlen
şöyle bildirilmektedir. Semûd kavmine gelince: Biz
onlara doğru yolu gösterdik de onlar, körlüğü (câhillik
ve sapıklığı) hidâyete tercih ettiler. Bunun üzerine
onları, kazandıkları (işledikleri) günâh yüzünden
şiddetli azap yıldırımı yakalayıverdi. İmân edip de
azâbımızdan korkanları ise kurtardık. (Fussilet sûresi:
17- 18)
MÛCİZELERİ:
1- Kayadan deve çıkartması.
2- Sâlih aleyhisselâmın kavminin bulundukları yerde
hamt denilen meyvesiz ağaçlardan başka ağaç yoktu.
''Hak peygambersen, bu ağaçlar meyve versin!'' diye
kendisine mûcize teklifinde bulundular. Sâlih
aleyhisselâm duâ edince, bu ağaçların hepsi çeşit çeşit
meyveler verdi.
3- Sâlih aleyhisselâmın duâsı bereketiyle büyük taştan
su çıkmıştır.
4- Sâlih aleyhisselâmın çadırına ateş tesir etmemiştir.
Şöyle ki, kavmi koyuncu idi. Senenin bâzı aylarını
sahralarda, yaylalarda çadır kurarak geçirirlerdi. İmân
etmeyenlerden biri, gizlice Sâlih aleyhisselâmın
çadırını ateşe verince, çadır yanmağa başladı. Bunun
üzerine kavminden kâfir olanlar; ''Hak peygamber isen,
çadırındaki yangını söndür!'' diye alay etmeye,
eğlenmeye başladılar. Hazret-i Sâlih, yangının sönmesi
için duâ edince, kendi çadırı kurtulup, ateş kâfirlerin
çadırlarına geçti ve hiçbir çadır kalmayıp, içindeki
eşyâlarla berâber, yanıp kül oldu.
SÂLİH ALEYHİSSELÂM'IN DEVESİ (2)
Birinci Ad kavmi helak olduktan sonra, onların geri
kalanları Vâdi'l Kura ve Şam taraflarını imar ederek
hâlâ eserleri bakî olan bir takım eski menziller
meydana getirdiler. Büyük binaları barındıran
şehirleri, kasabaları ve dağ zirvelerinde oyulmuş
san'at eseri mağaraları vardı. Bunların merkezi olan
Hıcr şehrinin bakiyesi olarak bir köy vardır ki, Semûd
medeniyetinin eserleri Hıcr'in etrafındadır.
Birinci Âdın bakiyesi olan bu Semûd kavmi müşrik ve
putperest idiler. Allahü Teâlâ kendilerine tevhid
akidesini öğretmek üzere içlerinden biri olan kan
kardeşleri Salih Aleyhîsselâm'ı peygamber olarak
gönderdi. Salih Aleyhisselâm Semûd kavminin orta halli
bir ailesine mensuptu. Ancak soy bakımından en itibarlı
bir aile idi. Hazreti Salih kavmini hakka davete
başlayarak şu nasihatlerde bulundu:
-Ey kavmim! Siz burada müşrik
olduğunuz halde Ölümden, âfetten emin olarak bırakılır
mısınız? Bu bahçeler, bostanlar, pınarlar, ırmaklar,
ekinler, meyvesi hoş hurma ağaçları içinde kalır
mısınız? Bir de ince san'atla dağlardan hayrete değer
evler yontuyorsunuz. Bunların içerisinde şirk üzere
ebedî kalır mısınız? Şu halde Allah'dan korkunuz ve
onun Resulü olan bana itaat ediniz!. Ve yeryüzünü
fesada verip İslahına çalışmayan şu müşriklerin
sözlerine kapılmayınız!
Fakat Semûd kavmi Salih Aleyhisselâm'ın bu dâvetine
isyan ettiler ve:
-Muhakkak sen sihre tutulmuş,
çıldırmış kimselerden birisin! Sen de şüphesiz bizim
gibi yiyip içen bir kişisin. Eğer sen doğru
Peygamberlerden isen, doğruluğuna delîl olacak bir
delîl getir! dediler.
Hazreti Salih onlara
-Ey kavmim, Allah'a kulluk
ediniz! O Allah ki, sizin için O'ndan başka ibâdet
edecek hiç bir ilâh yoktur. Bunun Rabbiniz tarafından
muhakkak bir delili gelmiştir ki, o, sizin için bir
delîl olarak Allah'ın gönderdiği şu dişi devesidir. Onu
kendi haline bırakınız!. Varsın Allah'ın toprağında
Hıcr vadisi otlarından yesin!. Sakın ona bir fenalıkta
bulunmayınız!. Sonra sizi çok elemli bir azab yakalar.
Şunu da hatırlayınız kî, Allah sizi, Ad kavmini helak
ettikten, sonra onlara halef kıldı. Ve sizi bu toprakta
yerleştirdi. Düz ovalarında yazlık köşkler
ediniyorsunuz. Dağlıklarında da kışlık evler
yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayınız
da O'na iman ediniz! Ve yeryüzünde fesadçı bir zümre
halinde gezmeyiniz!.
İşte şu bir deve peygamberliğimin doğruluğuna bir
delildir. Bu kuyunun suyunu nöbetle muayyen bir gün
devenin içmek hakkı vardır. Muayyen bir gün de sizin
içmek hakkınız vardır. Sakın bu deveye fenalık
dokundurmayınız, bunu kesmeyiniz!. Sonra sizi büyük bir
günün azabı yakalar! dedi.
Salih Aleyhisselâm'ın kavminden îmân etmeyi kibirlerine
yediremiyen eşraf güruhu, etbâlarından îmân eden fukara
zümresine, onlarla alay ederek:
-Siz Salih'in hakikaten Rabbi
tarafından bize ve size gönderilmiş bir Peygamber
olduğuna inanıyor musunuz? dediler. Fakirler ve
zayıflar takımı da onlara:
-Biz Allahü Teâlâ'nın Salih
Aleyhisselâm'a gönderdiği dîne inanmış kişileriz! diye
cevap verdiler.
Kibirlenip de îmân etmeyen güruh ise:
-Sizin iman ettiğiniz o dîni
biz inkâr ediyoruz! dediler ve Allah'ın mu'cizesi olan
dişi deveyi boğazladılar ve Allah'ın emrini kabul
etmekten kaçındılar. .
Salih Aleyhisselâm'a da:
-Ey Salih, eğer sen hakikaten
Peygamberlerden isen bizi korkutup durduğun azabı getir
de görelim! dediler. Bunun üzerine onları bir zelzele,
yeryüzünü sarsan şiddetli bir sayha yakaladı da onlar
evlerinde çöke kalarak sabaha erdiler.
Salih Aleyhisselâm ise onlardan döndü ve dönmeden önce
de kendilerine:
-Ey kavmim, ben size Rabbimin
emirlerini, nehiylerini tebliğ ettim, size güzel öğüt
de verdim, Ancak siz hayrınız için çalışanları
sevmezsiniz! dedi.
Semûd kavminin merkezi olan Hıcr şehrinde dokuz kişilik
bir şerli çete vardı. Bunlar Semûd'un mütegallibe
takımı idiler. Semûd diyarını İslah değil, ifsâd
ediyorlardı. Devenin nöbet günü kuyunun suyunu içip
kurutmasına, hayvanların susuz kalmasına canları
sıkılarak bu çete ferdleri, Allah adına and içerek
aralarında sözleştiler ki, muhakkak Salih
Aleyhisselâm'a ve ona îman edenlere bir gece baskını
yapalım, öldürelim. Sonra onun vârislerine:
-Biz Salih'in ve ehlinin
öldürüldüğünü görmedik! diye yemin edelim. Artık
sözümüz sözdür, sözümüzde sadık kimseleriz! dediler.
Onlar böyle bir hile tuzağı kurdular.
Halbuki Hazreti Allah da onlara bir ceza ve helak
hazırlamıştı ki, onlar hâlâ anlamıyorlardı.
Sonunda müşrikler deveyi boğazladılar, sonra da
öldürdüklerine pişman oldular. Bu hadiseden üç gün
sonra bir sabah vakti azâb sayhası kendilerini yakaladı
da, onlara oydukları sağlam binalar, o kadar servetleri
hiç bir fayda vermedi.. imansızların hepsi toptan helak
oldu. Yontulmuş evleri yaptıkları zulümler yüzünden bom
- boş kaldı. Şüphesiz bu hadisede anlamak ve bilmek
kaabiliyeti olan bir kavim için büyük ibret vardır.
İman edenler topluluğu ise bu badireden selâmete
çıkarıldı. Çünkü onlar şirkten uzaklaşmışlardı. Salih
Aleyhisselâm ile birlikte kurtulan mü'minler dört bin
kişi idi. Hazreti Salih bu azabın vaki olmasından önce
ümmetiyle beraber Semûd kavminin arasından çıkarak Şam
tarafına gelmiş, Remle kasabasında kalmıştır. Hazreti
Salih kavmi ile yirmi sene yaşadıktan sonra yüz elli
sekiz yaşında iken Hadramut'da vefat etmiştir.
Hazreti Salih'in yukarda geçtiği gibi, mucize olarak bu
dişi deveyi ortaya koyması, Semûd kavminin kıymetli
malının deve olmasındandır. Devenin icazkar hali de
dolu bir kuyunun suyunu bir defada içmesidir. Bu
mübarek hayvan dağlarda otlar, su nöbeti kendisinin
olduğu gün gelir, başını kuyuya sokarak bir defada
kuyunun suyunu tamamen içermiş. Ertesi gün de Semûd
kavmi kuyudan su alır, hayvanlarını su-larlarmış.
Resûlüllah aleyhisselâm Tebük harbinde Semûd'un helak
olduğu yerde konakladığı zaman sahabîlerine, buranın
kuyusundan su içmemelerini ve buradan su almamalarını
ilân etti. Ashâb «Ey Allah'ın Resûlü, biz bu kuyunun
suyundan alıp hamur yoğurduk, su kaplarımızı da
doldurduk» deyince, Peygamber aleyhisselâm «öyle ise
hamuru atın, o aldığınız suyuna dökün!» buyurdular.
(Â'râf, Hıcr, Nemi ve Şuarâ Sûreleri) |