Âdem Aleyhisselâm
Dâvud Aleyhisselâm
Elyesa Aleyhisselâm
Eyyub Aleyhisselâm
Harun Aleyhisselâm
Hızır Aleyhisselâm
Hud Aleyhisselâm
ibrahim Aleyhisselâm
idris Aleyhisselâm
ilyas Aleyhisselâm
Îsa Aleyhisselâm
ishak Aleyhisselâm
ismail Aleyhisselâm
işmoil Aleyhisselâm
Lokman Hekim
Lut Aleyhisselâm
Musa Aleyhisselâm
Nuh Aleyhisselâm
Salih Aleyhisselâm
Süleyman Aleyhisselâm
Şem'ûn Aleyhisselâm
Şit Aleyhisselâm
Şuayb Aleyhisselâm
Uzeyr Aleyhisselâm
Yahya Aleyhisselâm
Yakub Aleyhisselâm
Yunus Aleyhisselâm
Yusuf Aleyhisselâm
Yuşa Aleyhisselâm
Zekerriya Aleyhisselâm
Zülkarneyn Aleyhisselâm
Zülkifl Aleyhisselâm
|
LOKMAN ALEYHİSSELÂM
Peygamber veya veli. Dâvud aleyhisselâmın zamânında, Arabistan'ın
Umman tarafında yaşadı. Dâvud aleyhisselâmla görüşüp ondan ilim
öğrendi. Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirilmeden önce, müfti
olan Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirildikten
sonra fetvâ vermeyi bıraktı. Dâvud aleyhisselâma ümmet oldu.
Kendisine hikmet verildi. Eyyûb aleyhisselâmın teyzesinin oğlu oldu
daa rivâyet edilmektedir. Fransız bilginlerinin, Calinos'un
(Galen'in) bir adı da Lokman Hakim idi demeleri yanlıştır. Çünkü
Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâm zamânında; Calinos (Galen) ise,
ondan bin yıl kadar sonra yaşamıştır. Lokman ismi Kur'ân-ı kerim'de
geçmekte olup, bir sûreye (otuz birinci sûre) Lokman ismi
verilmiştir.Bu sûrenin on ikinci âyetinde meâlen; ''Biz Lokman'a
hikmet verdik.'' buyrulmaktadır. Buradaki hikmet tâbirinin; akıl,
anlayış, ilim, ilimle amel etmek ve doğru karar vermek demek olduğu
tefsir kitablarında yazılıdır. Lokman Hakim tabiplerin piridir.
Hikmetli sözleri ve oğluna verdiği nasihatler meşhurdur. Kur'ân-ı
kerim'de Lokman sûresi 3. âyet-i kerimede meâlen; ''Bir vakit
Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrum! Allah'a ortak
koşma, çünkü şirk çok büyük zulümdür.'' buyrulmaktadır.
Lokman Hakim'e sen bu hâle nasıl geldin dediklerinde; ''Doğru sözlü
olmak, emâneti yerine getirmek, lüzumsuz söz ve işi terk etmekle.''
cevâbını verdi. İnsanlar ondan nasihat istediler, o da şöyle
nasihat etti: Öncekilerin ve sonrakilerin ilimleriyle
ameledilebilmesi için sekiz şeye dikkat etmek lazımdır. Dört
zamanda dört şeyi korumak gerekir; Namazda gönlü, halk arasında
dili, yiyip içmede boğazı, bir kimsenin evine girince de gözü
korumaktır. İki şeyi hâtırdan hiçbir zaman çıkarmamalıdır. Bunlar;
Allahü teâlânın büyüklüğü ve ölümdür. İki şeyi de tamâmen unutmaya
çalışmalıdır. Bunlar da; bir kimseye yapılan iyilik ile dost ve
yakınlardan görülen kötülüktür.'' Lokman Hakim'in oğluna
nasihatlarının bir kısmı şöyledir: ''Ey oğlum! Dünyâ derin deniz
gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Geminin takvâ, yükün imân,
hâlin tevekkül olsun, umulurki kurtulursun.''
''Ey oğlum! Âlimlere karşı öğünmek, akılsızlarla inatlaşmak ve
meclislerde, toplantılarda gösteriş yapmak için ilim öğrenme!
İhtiyâcım yok diyerek de ilmi terk etme.'' ''Ey oğlum! Allahü
teâlâyı anan (hâtırlayan) insanlar görürsen onlarla otur. Âlim
olsan da, ilminin faydasını görürsün ve ilmin artar, sen ehil isen
sana öğretirler. Allahü teâlâ onlara olan rahmetinden seni de
faydalandırır. Allahü teâlâyı ziktetmeyenleri görürsen onlardan
uzak dur.'' ''Ey oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her
sabah zikir ve tesbih ediyor, sen ise uyuyorsun.''
''Ey oğlum! Seçilmiş kullara teslim ol, kötülerle dost olma.'' ''Ey
oğlum! İnsanlara iyilikleri emir ve nasihat edip kendini unutma!
Yoksa mum gibi olursun. Mum insanları aydınlatır, fakat kendini
yakıp eritir.'' ''Ey oğlum! Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar
ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla hayânı, değerini
ve makâmını kaybedersin.''
''Ey oğlum! Kötü huydan, gönüldağınıklığından sakın. Sabırsız olma,
yoksa arkadaş bulamazsın.İşini severek yap, sıkıntılara katlan.
Bütün insanlara karşı iyi huylu ol.'' ''Ey oğlum! Hep üzüntülü
olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamâ
etmektensakın. Kazâya râzı ol ve Allahü teâlânın sana verdiği rızka
kanâat et.'' ''Ey oğlum! Dünyâ geçici ve kısadır. Senin dünyâ
hayâtın ise azın azıdır. Bunun da azının azı kalmış, çoğu
geçmiştir.''
!!Ey oğlum! Tövbeyi yarına bırakma, çünkü ölüm ansızın gelip
yakalar.'' ''Ey oğlum! Sükût etmekle pişmân olmazsın. Söz gümüş ise
sükût altındır.'' ''Ey oğlum! Helâl lokma ye ve işlerinde âlimlere
danış, işlerini nasıl yapacağını onlara sor.'' ''Ey oğlum! Âlimler
meclisine devâm et. Bahar yağmuru ile yeryüzünü yeşillendiren
Allahü teâlâ, âlimlerin meclisindeki hikmet nûru ile de müminlerin
kalbini aydınlatır.''
''Ey oğlum! Amel ancak yakın (Allahü teâlâya olan ilim ve mârifet)
ile yapılır. Herkes yakini nisbetinde amel eder. Amel noksanlığı,
yakin noksanlığından gelir.'' ''Ey oğlum! Bir hatâ işlediğinde
hemen tövbe et ve sadaka ver.'' ''Ey oğlum! Ölümden şüphe ediyorsan
uyku uyuma. Uyuduğun ve uyumak mecbûriyetinde kaldığın gibi, ölüme
de mahkûmsun. Dirilmekten de şüphe ediyorsan, uykudan uyanma.
Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin.''
''Ey oğlum! Helâl kazanç ile yoksulluktan korun. Yoksul kimse şu üç
musibetle karşılaşır: Din zayıflığı, akıl zayıflığı ve mürüvvetin
kaybolması.'' ''Ey oğlum!Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden
selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder, kötü konuşan günâhkar olur,
diline hâkim olmayan pişmân olur.'' ''Ey Oğlum! Dünyâmalından
yetecek kadarını al, fazlasını âhiret için hayra sarfet, Sıkıntıya
düşecek ve başkasının sırtına yük olacak şekil de tembellik etme.''
''Ey oğlum! Sakin kimseyi küçük görüp hakâret etme. Çünkü onun da
senin de rabbimiz birdir.''
Lokman Hakim'in oğlu: ''Babacığım, insanda hangi haslet daha
iyiydir?'' diye sorunca; ''Temiz, hâlis din.'' buyurdu. Eğer iki
haslet olursa? ''Din ve mal'', üç haslet olursa? ''Din, mal ve
hayâ.'' buyurdu. Dört haslet olursa? dedi. ''Din, mal, hayâ ve
güzel ahlâk.'' buyurdu. Beş haslet saymak icâbederse diye sorunca;
''Din, mal, hayâ güzel huy ve cömertlik.'' buyurdu. Altı haslet
sayarsak deyince; ''Eu oğlum! Allahü teâlâ her kime bu beş iyi
hasleti verdiyse, o kimse mümin ve müttekidir. Allahü teâlâ katında
veli ve sevgilidir. Şeytanın şerrinden uzaktır.'' buyurdu. Oğlu:
''Babacığım, insandan en kötü haslet hangisidir?'' dedi. ''Allahü
teâlâyı inkârdır'' buyurdu. İki olursa dedi. ''İnkâr ve kibirdir.''
buyurdu. Üç olursa dedi. ''İnkâr, kibir ve şükür azlığı.'' buyurdu.
Dört olursa dedi. ''İnkâr, kibir, şükür azlığı ve cimrilik.''
buyurdu. Beş olursa diye sorunca; ''İnkâr, kibir, şükür azlığı,
cimrilik ve kötü ahlâk.'' buyurdu. Altı olursa deyince; ''Ey oğlum!
Bu beş kötü hasletin bulunduğu kimse münâfıktır, şakidir ve Allahü
teâlâdan uzaktır.'' buyurdu.
Hafs bin Ömer'den rivâyet edildi ki: Lokman Hakim, yanına bir
hardal torbası koydu ve oğluna nasihat etmeye başladı. Her bir
nasihatte bir hardal tânesini çıkardı. Nihâyet hardalları tükendi.
Sonra da; Ey oğlum! Sana o kadar nasihat ettim ki, şâyet bu
nasihatler bir dağa verilseudi, dağ yarılır, parça parça olurdu''
buyurdu. Oğlu da bu nasihatleri tuttu.
LOKMAN HAKİM'İN NASİHATİ (2)
Lokman Hakim'in kim olduğu hakkında muhtelif rivayetler vardır.
Ancak Şeyhülislâm Ebussuûd Efendinin nakline göre bu rivayetlerin
hülâsası şöyledir: Lokman ibni Bâurâ ki' Azer evlâdından olup Eyyüb
aleyhisselâmın hemşire veya teyze zadesi imiş, uzun müddet ömür
sürmüş, Davud aleyhisselâma yetişmiş ve ondan ilim almış ve onun
peygamberliğinden önce fetva da verirmiş. Kendisi san'at sahibi
olup israil Oğullarında kadılık ettiği de söylenmiştir. Bâzıları
bunun bir nebî olduğuna da kail olmuşlar ise de alimlerin cumhuruna
göre, nebî değil bir hakîm idi. Bilindiği gibi, her nebî hakîm ise
de her hakîm nebî değildir.
Alimlerin örfünde hikmet, insan nefsinin nazarî ilimleri iktibas ve
tatbikatta faziletli işleri takatî nisbetinde tam bir meleke
kazanarak elde etmesi ve olgunluğa kavuşmasıdır. Yani hikmet, kâh
nazarî ve kâh ilmî olarak tarif edilirse de tam manâsıyla hikmet,
illet ve sebepleri bilerek gayeye isabet edecek şekilde ameli ilme,
ilmi amele uydurmaktır. Bunun için kendine hikmet verilene bir çok
hayırlar verilmiş oldüğü beyan buyurulmuştur. Allahü Teâlâ'nın
âlemde hikmetiyle koyup tahsis ettiği sebepleri ve hükümleri, yani
kanunları keşfederek ondan bir takım ilmî neticeler çıkarmak
kabiliyeti, şüphe yok ki Allah'ın büyük bir ihsanıdır. Ve hakîm
olan kimseye yakışan da ilmî ve amelî olarak bunun şükrünü eda
etmektir. Nitekim Allahü Teâlâ «Biz Lokman'a hürmeti verdik ki
şükret Allah'a diye» buyurmuştur. Bu şükrün ilmî haysiyeti evvelâ o
hikmetin, Allahü Teâlâ'nın bir vergisi olduğunu bilerek Allah'ı
şirkten, ortaklıktan tenzih etmektir. Amelî haysiyeti de işlerinde
takip ettiği gaye ve maksatlarında kendi hevasını değil, Allah'ın
rızâsını gözetmektir. Bu şükrü kim eda ederse kendi lehine
şükretmiş olur. Çünkü sonunda faydası kendine âid olur. Lâkin
kendine hikmet verilenler içinde, nankörlük ederek küfre sapanlar
da olmuştur. Bunların nankörlüğü de, yani o hikmeti Allah'tan
bilmeyerek ben yapıyorum diye şükürde bulunmayıp kötüye kullanması
kendi aleyhine olur. Çünkü Allahü Teâlâ zengindir, ihtiyacı yoktur,
hem Hamid hem Mahmuddur. Filan feylesof hikmet nâmına nankörlük
ederse ona hiç bir zarar eriştiremez, kendi kötülenmiş olur.
Lokman Hakim'in şükrünü nasıl eda ettiğine dâir hikmet ve ahlâktan
bir iki numune Kur'ân-ı Kerîm'de zikrolunarak şöyle beyân
buyurulmaktadır: Hani, yani unutma daima an, o vakit ki Lokman da
oğluna dedi, ona vaaz ediyordu, nasihat veriyordu:
-Ey oğulcuğum, yavrum! Allah'a şirk
koşma. Çünkü şirk çok büyük bir zulûmdur. Billahi şirk çok büyük
bir haddini aşmaktır, önce zulüm bir haksızlıktır. Çünkü zulüm bir
şeyi mevziinden başka yere koymaktır. Allah'ın hakkını Allah'tan
başkasına vermektir. Aynı zamanda Allah'ın mükerrem kıldığı, şeref
verdiği insan nefsini mahlûka ibadet ettirerek zelilleştirmektir.
ikinci olarak büyük bir zulümdür. Zira mabudluğu hiç mevzu olmayan
ve olmasına hiç bir şekilde imkân bulunmayan bir mevkie koymaktır.
Zira Ahmed'in malını alıp da Mehmed'e vermek zulümdür. Çünkü bu,
Ahmed'in malını Mehmed'in eline koymaktır. Lâkin hibe veya satış
gibi temlik sebeplerinden birisiyle o malın, sonradan Mehmed'in
mülkü olabilmesi mümkündür.
Halbuki şirk koşmak mabudluğu Allah'tan başkasına vermektir.
Allah'tan başkasının ise mâbud olmasına hiç bir şekilde cevaz ve
imkân yoktur.
Yavrum! Muhakkak ki yaptığın iyilik veya kötülük bir hardal dânesi
kadar küçük ve gizli ve ne kadar yüksek veya alçak olursa olsun,
Allah onu getirir, Ahirette karşına koyar. Çünkü Allah'ın lütfü çok
kudreti en ince en gizli şeylere yetişir, ilmi ile hepsini bilir.
Yavrum! Namazı devamlı kıl, kendini erdirmek için iyiliği emredip
kötülüğü nehyet, diğerlerini kemale erdirmek, cemiyeti doğrulukla
götürmek için başına gelene de sabret. Yani iyiliği emredip
kötülüğü nehyetmek kolay değildir. O yüzden başına bir takım
musibetler gelmesi mümkündür ve onlara sabretmek lâzımdır. Çünkü bu
işlerin her birisi azmolunacak büyük işlerdendir, insanlara
avurdunu şişirme, avurt etme, yani iyiliği emredip kötülüğü
nehyetmekle beraber böbürlenip kibirlenme. Yer yüzünde çalımla
yürüme. Çünkü Allah kurulanın, övünenin hiç birini sevmez.
Gidişinde mutedil ol, sesinden de biraz indir, söylerken bağırma.
Çünkü seslerin en beti, en hoşa gitmeyen tatsızı her halde
eşeklerin sesidir.
(Lokman Sûresi) |